mesrutiyet-5awlv6r6I. Meşrutiyet;

1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, Başbakan ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, “kamu yararı için” polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi vardı. Hükümdara tanınan haklara rağmen anayasa, Avrupa etkilerinin Osmanlı bürokrasisinin bir bölümü içerisinde ne derecelere ulaştığının göstergesiydi.

Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. İki meclisin oluşturduğu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandırılmıştı. Âyan Meclisi’nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padişahın buyruğuyla kasımda açılıyor, mart başında çalışmalarını tamamlıyordu.

Birinci Meşrutiyet, Padişah’ın 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndaki yenilgiyi bahane ederek Meclis-i Mebusan’ı kapatmasıyla 1878’de son bulmuştur.

II. Meşrutiyet;

8 Ağustos 1909’da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri “sembolik” bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi.

III. Meşrutiyet;

2014 yılında halkın seçtiği Padişah, kurduğu partinin iktidar olması için yürürlükteki Anayasa’ya aykırı olsa da miting yapabiliyor, ve Sadrazamın kendi partisinden seçilmesi için yine yürürlükteki Anayasa’ya aykırı olsa da propoganda yapabiliyordu. Padişah güya halkın seçtiği Sadrazamı görevden alarak yerine kendi istediği başka birini Sadrazam olarak atayabiliyordu. Milletvekilleri sadece el kaldırmaktan sorumluydular ve Padişah’ın istediği şeyler için el kaldırmak zorundaydılar. Padişah emir vererek emrindeki Milletvekilleri ile Mecliste istemediği partiyi meclisten attırabiliyordu.

Padişah yakın zamanda Anayasa’yı değiştirerek 8 Ağustos 1909 yılında kaybettiği tüm haklarını geri almaya çalışıyor, ülkeyi ve meclisi I. Meşrutiyette olduğu gibi yönetmeyi düşünüyor.

Ümit MİNEL