Annelik bazen kor gibi yanmaktır… Hatta bazen değil çoğu zaman yanmaktır… Dün küçük bir kızımızın yanına uğradım. Çok neşeli, tatlı bir kız çocuğu… Doktor hatası nedeniyle engelli olmuş. Yürüyemiyor. Tam olarak konuşamıyor. Algılaması çok güzel. Hele o gözlerindeki ışık… Hiçbir cümle gözlerindeki ışığı anlatmaya yetmez. Annesiyle uzun uzun sohbet ettik. Belki hep aynı sıkıntılardan muzdarip ama yine de dile getirmek gerek.

Toplum engelli bir birey gördüğünde tüh tüh vah vah diye acıyarak bakıyor ve maalesef bunu dile getiriyor. Anne çocuğuna bu şekil davranılmasından çok rahatsız. Ayrıca çocuk ona acındığını hissediyormuş. Huysuzluk çıkararak ortamdan gitmek istiyormuş. Benimde birgün başıma şöyle bir şey geldi. Huzurevinde bir teyzemizin ve engellilerin davetiyle bir etkinliğe katılmıştım. Bana anne diyen arada arayarak ‘Anneciğim nasılsın? Halini hatırını sormak için aramıştım.’ diyen bir engelli kardeşimiz ile aynı otobüse bindik. Sohbet ederken yan taraftaki koltuklarda oturan bir küçük kız çocuğu: ” Abi geçmiş olsun” dedi. (Kardeşimizin konuşma güçlüğü var. Ayrıca aksayarak yürüyor.) Çocuk hayatında ilk defa bir engelli görmüş gibi şaşkınlık içerisinde. Bende geçmiş olsun demesine üzüldüm. Ne yalan söyleyeyim. Sıkıntı engellilerde değil toplum olarak bizde. Çünkü biz kendimizi mükemmelleştiriyoruz. Bebeklerimiz barbi, çocuklarımız manken… Neyse kız çocuğunu yanımıza aldık, başladık koyu bir sohbete. Bizi çok sevdiğini söyledi. ‘Benim okuluma gelip öğretmenim olursan ben çok mutlu olurum.’ demeyi de ihmal etmedi. Beni çok duygulandırdı. Toplumda kabul görmek ya da görmemek gibi bir sıkıntımız var. Beyninde ve kalbinde engeli olanlarla neden uğraşıyoruz ki… Bırakın mükemmel olmayalım. Hikmet Anıl Öztekin’in de dediği gibi “MÜKEMMELE GİDEN YOLDA BERABER YÜRÜYELİM.” Çünkü asla hiçbirimiz mükemmel olmayacağız, olamayacağız.

Annenin yaşadığı en büyük sıkıntılardan biri de hepimizi geren herkesin mutlaka sıkıntı yaşadığı otobüs şoförlerinin araçları kötü kullanmaları. Bende 2,5 sene önce bir otobüs kazası geçirdim. Hala tedavisi devam ediyor. Maalesef bu annemizin başına dört yaşındaki kızımız yanındayken böyle bir kaza geçirmiş. Kızımız arabasından savrularak daha büyük bir sıkıntı yaşamaması için arabasını kendi üstüne doğru çekerek çocuğumuzun savrulmasını engellemiş. Fakat sırtı, kolları ve bacakları morarak kötü şekilde zedelenmiş. İnsanlar maalesef yardımcı olmak yerine annelerin işini zorlaştırıyor. Türkiye’de engelli olmak çok zor ama en zoru da engelli annesi olmak.

Annemiz engelliler adına yapılan hiçbir etkinliğe katılmadığını söylüyor. Özellikle engelliler haftasında yapılan etkinlikler adına şunları dile getirdi. ” Bir hafta engelliler haftası kutlamasınlar. Onlar bir hafta kutluyor. Biz her zaman diliminde bu zorlukları çekiyoruz. Zorluklarımızı kolay hale getirecek çözümler bulsalar çok daha güzel olacak.”

Annemizin sıkıntıları büyük. Allah yar ve yardımcısı olsun. Kızımızın evinden içim biraz duyduklarıma burkulsa da kızımız ile yaptığım paha biçilemez muhabbet ve gülücük dolu anların etkisiyle mutlu ayrıldım.
İnsan düşündüğü kadar insan. Hepimiz bir düşünelim.

-Engelli olan biz olsak…
-Engelli annesi ya da babası biz olsak…
-Engelli bir bireyin ya da ailesinin işini kolaştıran biz olsak…
-Engelli bireyin ya da ailesinin işini zorlaştıran biz olsak…
Kendini mükemmel zanneden, hiç acımadan her konuda herkesi eleştiren insanlar, mutsuzlar, engelli olan ya olmayan ama hayattan zevk almayan kişiler hayat dolu olan, tüm olumsuzlara rağmen başarıya ulaşan birçok insanımızı örnek almalı.

Klasik cümleler kurmayacağım. Sadece şunu söylemek istiyorum:
“BIRAKIN İNSANLIK KAZANSIN.”

Necla Kaşık